Erzincan’da Rekorlar Kırıldı: Hopalı Levent Yazıcı Türkiye 3.’sü Oldu ![]() Erzincan’da Rekorlar Kırıldı: Hopalı Levent Yazıcı Türkiye 3.’sü Oldu 11-13 Eylül 2026 tarihlerinde Erzincan’da gerçekleştirilen Mengücek Melik Gazi Hava Koşusu Türkiye Şampiyonası, Farklı İllerden birçok sporcunun katılımıyla büyük bir heyecana sahne oldu. Sporcuların farklı kategorilerde dereceye girmek için kıyasıya yarıştığı organizasyon, en uzağa atış rekorlarının denendiği yüksek çekişmeli mücadelelere ev sahipliği yaptı. Rekorların Kırıldığı Şampiyonada Bronz Madalya Ata sporu okçuluğun en prestijli organizasyonlarından biri olan bu yılki Türkiye şampiyonası, sporcuların kırdığı yeni Türkiye ve dünya dereceleriyle tarihe geçti. Rüzgarın ve hava şartlarının oldukça belirleyici olduğu bu zorlu parkurda mücadele eden Hopa Geleneksel Sporlar Kulübü sporcusu Levent Yazıcı, 50 Yaş Üstü 50 Libre Hava Koşusu (Menzil Atışı) kategorisinde attığı oku 395 metreye ulaştırarak Türkiye 3.’lüğünü elde etti. Sporcu ve Eğitimci Kimliğiyle Hopa’yı Temsil Etti Geleneksel okçulukta sporcu ve kulüp antrenörü olarak görev alan Levent Yazıcı, aynı zamanda voleybol antrenörlüğü de yürütüyor. Erzincan'daki bu önemli şampiyonada elde ettiği derece, iki farklı branşta sporla iç içe bir yaşam sürdüren deneyimli antrenörün disiplinli çalışmalarının bir sonucu olarak kayıtlara geçti. Çok sayıda kategoride rekor denemelerinin yapıldığı ve ata sporu rüzgarının estiği Erzincan’daki turnuva, ödül töreninin ardından sona erdi. Haber: Yavru ÇİÇEK Fotoğraf Akdeniz Berk YAZICI Geleneksel Türk okçuluğu, sadece bir savaş veya av disiplini değil; zengin kültürü, mühendislik harikası teçhizatları ve günümüz Türkçesine kazandırdığı deyimlerle büyüleyici bir mirastır. İşte Türk okçuluğuna dair az bilinen ve şaşırtan ilginç detaylar:
Bugün sıkça kullandığımız bazı deyimlerin kökeni doğrudan geleneksel okçuluk antrenmanlarına dayanır:
Türk yayları kompozit (katmanlı) yapıdaydı. Ahşap, boynuz ve hayvan sinirinin özel bir tutkalla birleştirilmesiyle yapılırdı. Malzemelerin kuruma, şekil alma ve dinlenme süreçleri nedeniyle nitelikli bir Osmanlı menzil yayının yapımı 1 ila 3 yıl sürerdi. Kurulu değilken tersine kıvrılan bu yaylar, kurulduğunda muazzam bir enerji depolayarak oku muazzam hızlara ulaştırırdı.
Batı okçuluğunda kiriş üç parmakla çekilirken, Türk okçuluğunda "başparmak çekişi" kullanılır. Kirişin başparmağı kesmesini engellemek için okçular zihgir adı verilen kemik, fildişi veya metalden yapılan özel bir yüzük takarlardı. Hatta Osmanlı padişahlarının hemen hepsi kendi zihgirlerini tasarlayacak kadar bu zanaata düşkündü.
Savaşlarda veya haberleşmede kullanılan bazı okların uçlarına (temren) delikli ahşap ya da kemik küreler eklenirdi. Ok havada ilerlerken havanın bu deliklerden geçmesiyle yüksek sesli bir ıslık oluşurdu. Mete Han döneminden itibaren kullanılan bu ıslıklı oklar, hem askerlere yön gösterir hem de düşman üzerinde psikolojik baskı kurardı.
Okçuluk tekkelerinde her isteyen kafasına göre ok atamazdı. Bir talip, uzun süren idmanlar ve ahlaki eğitimlerden geçtikten sonra üstadı tarafından yeterli görülürse düzenlenen törenle ona okçuluk lisansı anlamına gelen "kabza" verilirdi. Okçuluk sırf bir spor değil, disiplin ve adap öğretilen bir tekkeden ibaretti. |
|
4 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |